UN-PLUGGED HENRIK!

(Bu yazı 17.04.2011 tarihli Radikal gazetesine yazılmıştır.)

Fotoğraf mı, heykel mi?



Henüz birinci yaşını kutlayan Soda İstanbul, Teşvikiye’deki yerinde bu günlerde oldukça ilginç ve beklide tartışma yaratacak cinsten bir sergiye ev sahipliği yapıyor.

Toplam on iki fotoğrafın yer aldığı sergi İsveçli sanatçı Henrik Isaksson Garnell‘in Un-plugged ve PollY serilerinin bir bileşimi. Sanatçının diğer eserleri 2010 yılında Nobel Ödülleri töreninde de sergilenmişti.

Buradaki sergiyi anlatmak aslına bakılırsa çok da kolay değil. Zira genç sanatçı bilimkurgu filmlerinde ya da fantastik çizgi roman sayfalarında rastlayabileceğimiz türde, üstelik kendi yarattığı objelerin fotoğraflarını sergiliyor aslen. Fotoğrafların arasında bir adet heykel (ya da “ürün” de diyebiliriz) ve video da görülebilir. Ahtapot, patlıcan, iskelet gibi doğal varlıkları, kablo ve tellerle birleştirerek oluşturduğu bu nesnelerin ne somut birer biçimleri ne de benzeşimleri var. Tamamen sanatçının o anki izlenimlerini ve hissettiklerini dışa vurduğu figürler.



Mesele ise işte tam da burada başlıyor ve akla “Neden fotoğraf?” sorusu geliyor. Soda İstanbul’da açılan sergi bir fotoğraf sergisi mi yoksa Henrik Isaksson’un ürettiği soyut, figüratif nesnelerin sergisi mi? Bu soruyu kendisine sorduğumda “Ben bu nesneleri biraz da fotoğrafını çekmek için yaptım. Dolayısıyla burada gördüğünüz şeyler kesinlikle birer fotoğraf.” diye karşılık veriyor.
Kuşkusuz; sanatta ve bilimde disiplinlerin iç içe geçtiği ve yeni üretim alanlarının doğduğu 21.yy’da bu tür bir çalışmaya rastlamak son derece olağan ve fakat üretilen eser üzerinden sanatçıyla iletişime geçmek ya da eserin içine girmek çok da kolay değil. Küratör ve sanat tarihçisi Nina Grundemark, Henrik Isaksson için; var olan sıradan nesneleri fotoğraflamak yerine, onları tümüyle değiştirerek, tekrar şekillendirerek, yeni canlı türler meydana getirdiğini söylüyor.

“Neden fotoğraf?” sorusuna dönecek olursak, az önce sergide görülebileceğini söylediğim bir adet heykel bize biraz yardımcı oluyor. Çünkü o heykelin tam karşısında bir de fotoğrafı var ve tahmin edileceği üzere teknik nedenlerden dolayı (özellikle renk, ışık ve iki boyutluluğun kapattığı kimi kusurlar) fotoğraf, heykele kıyasla çok daha etkileyici. Öyle ki, galerinin sahibesi Nagihan Uzel de ziyaretçilerin bu iki çalışmayı karşılaştırdıklarında fotoğrafı heykelden daha çok beğendiklerini ve daha çekici bulduklarını belirtti.



Galeri’deki eserlerden Un-plugged ismiyle sergilenen fotoğrafların bir diğer çarpıcı özelliğinden de bahsetmek gerekir. Teknoloji her alanda ilerledikçe adeta teknik fikir geriye yöneliyor. Eski ankesörlü telefonlar gibi çalan son teknoloji ürünü akıllı cep telefonları, D-SLR kameraların küçülmesini beklerken karşımıza çıkan bas-çek kompakt dijital fotoğraf makineleri ve diğerleri… Un-plugged isimli serinin fotoğrafları da silikon ve cam yüzeyle kaplanan, kusursuz denilebilecek keskinlikte ve canlılıkta bir görüntü veren yeni nesil bir baskı türü kullanılarak sergileniyor. Silikon kaplamalı lightjet print. Fotoğrafları ilk kez gördüğümde aklıma hemen William Henry Fox Talbot’nun 1841 yılında geliştirip patentini aldığı ve fotoğraf teknolojisinde sıçrama yaratan “Calotype” yöntemi ve cam yüzeye yaptığı ilk negatif baskı geldi. Oldukça etkileyici ve biraz da ilerlemenin yönü açısından ironik!!!
Fakat gerçekten görülmeye değer bir etki yaratılmış. Işık ve diğer düzenlemelerle öne çıkarılmış nesneler ve orta format makineyle çekilmiş fotoğraflar hiçbir optik bozulmaya uğramadan izleyicinin karşısındayken bir de böylesi sıra dışı bir teknikle sergilenmesi oldukça etkileyici.

Bu sergiyle Soda İstanbul sanatseverlere alışılmışın dışında bir deneyim yaşatıyor. Gerek teknik alt yapısı gerekse de içeriğin ve oluşturulan dilin tartışmaya açık olması nedeniyle görülmeye değer, Un-plugged. Sergi 26 Mart 2011’e kadar açık.

www.henrikisaksson.se
www.sodaistanbul.com