(Bu yazı 01.12.2011 tarihli Yeni Harman dergisinde yayınlanmıştır)
Yeni bir Khalkedon kuruluyor adeta. Gözünü her türlü gerçeğe kapamış bir ülke... İlki güzellikleri görememişti bu seferkiyse çirkinlikleri göremiyor. Tersine bir evrim süreci yaşanıyor adeta bu ülkede. Maymunlaşıyoruz. Yan yana gelip ne görüyor, ne duyuyor ne de söylüyoruz. Sadece alkışlıyoruz histerik çığlıklar atarak. Etrafımızdaki gerçekliğe inat kendi gündelik gerçekliklerimizi yaşıyoruz. Daha doğrusu böyle sanıyoruz ve de mutlu oluyoruz.
Her niyete yenen muzlarımız var bu “maymunlar cehennemi’nde”. İyilik de kötülük de bu muzlarla taçlandırılıyor. Adına her ne derseniz deyin bu ülkenin; “ileri demokrasinin” biricik ve en güzel örneğidir, “muz cumhuriyetidir” artık.
Demirören’in de altını çizerek belirttiği gibi bizi muasır medeniyetler seviyesine çıkaran başbakanımız ve onun partisi ve onun partidaşları ve onun şakşakçıları çatallı söz söyleyen herkesin ağzına bu muzlardan tıkıyor itinayla.
Bakınız Altın Portakal Film Festivali’nde yaşananlara. Rutkay Aziz’in yaptığı konuşma bir sanatçının, yaşadığı toplumdaki körleşmeye işaret etmesi açısından ele alınması gerekirken sözde solcu entelijansiya ve yandaş partidaşlar kendisini meczup ilan ettiler adeta. Parasız eğitim istediği için hiçbir somut gerekçeye dayanmaksızın hapse tıkılan gençlerden bahsettiği için neredeyse aforoz edilmek üzere.
Reel politikten bihaber, yüz yıllık masallarla solculuk yapan ultra devrimciler, “Efendi Diyarbakır’da dövülen çocuklardan niye bahsetmedi?” diye yorumlar yazıyor internette. Kadın, çocuk istismarını ağzına aldı diye “elinde şarapla kadınlara sarkıntılık eden tipleri canlandırdığı rollere baksın önce” türünde mantık, akıl, fikir, beyin yoksunu eleştirileri düzen İslami münevverler kültürel eksikliklerini kusuyordu her mecrada. “Nerden baksak tutarsızlık, nerden baksak ahmakça.” Bu sefer gerçekten “başımız belada.”
Konuşmasında geçen, “… bu adaletsiz kalkınma döneminde…” ifadesi içinse biri de kalkmış utanmadan; “… batılı yerleşik burjuvazinin çığlıkları bunlar. Serpilip gelişen Anadolu sermayesinin önünde duramayacaksınız. Banka reklamlarının yıldızları birbirlerini alkışlıyor…” diyor. Çamur at izi kalsın. Bu satırların yazarını gerçekten merak ediyorum. İfadelerinden; kendisinin helal bankacılıkla fonlanmış bir KOBİ sahibi olduğu hissediliyor. Acaba kendilerine sunulan pastadan alacağı payın hayaliyle “yükselen Anadolu sermayesinin” neferlerinden olduğunu mu düşünüyor? Belki de; işsiz güçsüz, kahve köşelerinde ömrünü harcarken tuttuğu takımın transfer bütçesi hakkında yorum yapan gençler misali cebi altın sikkesi dolu ağabeylerine burjuvalaşmaları için alkış tutan darı ambarı müdavimidir, kim bilir?
Başka biri ise işi ifrada vardırmış; Rutkay Aziz’in şu an hayatta olmayan sinema ustaları için “ışıklar içinde yatsınlar” şeklindeki dileğini; masonlukla, sabetaylıkla eşleştirmiş ve “bunu diyen adamın sözüne inanılır mı” şeklinde derin bir çözümlemede bulunmuş. Ne gam!
Fakat durup düşünüyorum. Acaba bende mi bir sorun var? Algılarımda bozulmalar mı söz konusu? Arkadaş, 60 yıldır bu ülkeyi sağcılar yönetmiyor mu? İki defa cılız sosyal demokrat koalisyon dışında sakalı bıyığı uzun kardeşlerimiz değil miydi bizi hizaya getiren? Son on iki yıldır yediğimiz sopanın ağacı, o ağacın kökü nerededir? Önce mazlum edebiyatı, şimdi padişahlık rolleri… Sanki memleket dikensiz gül bahçesi de, hiç yanlışlık yok da, bizimkiler sadece mızmızlanma, istikrar düşmanlığı, statükoculuk oluveriyor.
Jose Saramago’nun Körlük romanındaki metafor güzel ülkemize öyle güzel uyuyor ki. Nedeni anlaşılamayan ve aniden ortaya çıkan bulaşıcı bir körlük hali hakimdir. Sadece bir göz doktorunun karısı görmektedir. Romanın ötesi berisi bir yana, bu gören karakterin çektikleri gözü açık kalabilmiş bir avuç aydınımızın çektiklerine benziyor. Ötekiler nereden geldiklerini bilmedikleri kurşunlarla tecrit edildikleri yerde bir bir ölürlerken, kendilerine verilen birkaç kasa yemeği paylaşma telaşına düşmüşler. Karınları doyunca köşelerine çekilip yarını bekliyorlar. Kör olduklarını bile unutuyorlar. Zavallı kadınsa bütün çarpıklıkları görerek yaşıyor…
Uzatmayalım. Rutkay Aziz konuşmasında Goethe’yi andıydı. “Dünyanın en tehlikeli hali cehaletin örgütlü eyleme geçmiş halidir.”
Gerisi bize kalmış.