
Galer Nev İstanbul çok çarpıcı bir fotoğrafçının sergisini İstanbullularla buluşturarak önemli bir işe daha imza atmış oldu. Robert Mapplethorpe/ Desire.
ABD'li fotoğraf sanatçısı, dünyada hayatın her alanında büyük değişimlerin yaşandığı 1980'lerin sonu ve 1990'ların başında Amerikan sanat camiasında öne çıkan biri olmuştu. Çektiği fotoğraflar, kurduğu ilişkiler ve genel olarak duruşu kendisini o dönemin tartışmalı isimlerinden biri haline getirmişti.
Birkaç yıl daha eskiye gidildiğinde, Vietnam savaşı ve AIDS'in dünya çapındaki etkileri başta olmak üzere dönemin politik ve ekonomik sorunları ABD’de birçok aydını etkilemiş, söylemlerin alışıla gelen sınırlardan çıkmasına neden olmuş ve giderek radikalleştirmişti. Kuşkusuz Mapplethorpe da bu etkileşimi yaşayan sanatçılardan biriydi. Eserlerinde cinsiyetçilik, homofobi ve ırkçılık ile savaşmaya çalışmıştı. Bu kavramların ve yaklaşımların insanların hayatlarını nasıl etkilediğine vurgu yapmış ve her fırsatta bir karşıt tavır sergilemeyi alışkanlık haline getirmişti.
ABD’nin muhafazakar orta sınıfı üzerinde son derece “tehlikeli” ve can sıkıcı bir etki yaratan Mapplethorpe, ele aldığı konular ve onları işleyiş biçimi nedeniyle bu gün dahi bir çok çevre tarafından adeta “günahkar” addediliyor.
Mapplethorpe, Katolik bir aileden gelmesine karşın bu “günahkar” tavrı edinmekte geç kalmamış ilk gençlik yıllarından itibaren hayatını bu yönde şekillendirmeye başlamıştı. Brooklyn'deki Pratt Enstitüsü'nde Güzel Sanatlar eğitimi alıp fotoğraflarını daha geniş kesimlere ulaştırmanın yollarını aramıştı. O dönem sanat ve gösteri dünyasında kendine yer bulmakta zorlanmayan Mapplethorpe; sanatın her dalından ünlü isimlerle çalışma şansı yakalar. Sanat dünyasından porno film yıldızları ve sex kulüplerinin müşterilerine kadar ilginç bir yelpazenin fotoğraflarını çekmeye başlar. Takip eden dönemde estetik ve güzellik üstüne yoğunlaşıp eski Yunan figürlerindeki gibi heybetli erkek ve kadın nülerine, çiçek fotoğraflarına ve sanatçı portrelerine ağırlık verir.

Portre fotoğraflarından başlıcaları Andy Warhol, Deborah Harry, Richard Gere, Peter Gabriel, Grace Jones ve Patti Smith gibi ünlülerdi. Öte yandan sadist ve mazoşist eylemlerden klasik nülere çeşitlilik gösteren homoerotizm de bir diğer üretim alanıydı. Fakat Robert Mapplethorpe’a asıl ününü kazandıran çalışması Portfolio X isimli çalışmasıdır. Bunun için NEA'dan da (National Endowment for the Arts) maddi ve manevi büyük bir destek alıp insanların büyük ilgisini çeken çeken Mapplethorpe, kendisinin anüsünde bir kırbaçla poz verdiği fotoğrafını da çıkış fotoğrafı olarak sergiler.
Ayrıca, Afrikalı-Amerikalı, siyahi erkekleri, toplum tarafından ırkçı ve arzu uyandırıcı gibi ithamlar yaratılacak şekilde fotoğraflayarak bu sayede; hem üzerinde çokça kafa yorduğu ve sayısız denemeler yaptığı estetik üzerine çalışmış hem de toplumsal bir tavrı da ifşa etmiş oluyordu.
Mapplethorpe'un işleri, pek çok bağımsız sanat galerisinde düzenli olarak gösterildi. Gösterilmeye devam ediyor. Tabi dünyanın her yerinde olduğu gibi Amerika’da da toplumun tutucu kesimleri kendisinin, sanatının ve üretim tarzının karşısında durmuş ve her alanda olumsuz onlarca eleştiri üretmişti. Üstelik sadece kendisi de değil, ona destek olan ya da çalışmalarına alan açan insanlar da bu eleştiri ve cezalandırma girişimlerinden payına düşeni almışlardı.
Öyle ki 1990'da, içinde yedi sado-mazoşistik fotoğraf bulunan Cincinnati'deki sergisi The Perfect Moment, Cincinnati Modern Sanatlar Merkezi müdürü Dennis Barrie hakkında müstehcenliğe teşvik etme suçundan dava açılmasına neden olmuştu.
Kuşkusuz Mapplethorpe’un, görsel ve estetik ustalığı birçok kesim tarafından tescillenmiş bir fotoğraf sanatçısı olarak eşcinsel seksüalizmini güzellikle özdeşleştirip üstüne bir de aktivist bir tutum sergilemesi onu hem sanatın uğraş alanı içinde hem de toplumsal yaşamda devrimci olarak nitelenebilecek bir seviyeye taşımıştır. İnsanlara yanlışları ya da güzellikleri anlatırken geliştirdiği dil (her ne kadar ilk bakışta rahatsızlık yaratsa da) akıllarda pek çok sorunun oluşmasını sağlamıştı.

Dünya büyük bir dönüşüm sürecinden geçerken ürettikleri, kendi dönemi için hatta hatta kimi kareler günümüz için bile pek çok açıdan modernitenin ötesinde bir rol oynamıştır. Özellikle görsel sanatlarda ele alınmasının daha büyük yankı getirecek kimi konuları; erkek çıplaklığının seksüellikle bağlantısı, cinsiyet ve seksüelliğin toplumdaki rolü ve yapısı, formun ve içeriğin geleneksel ve modern sanattaki yeri, görselliğin iletişimdeki işlevi ve müzeler, vergiler ve görsellik bağlamında sansür gibi; estetik bir dille işlemeyi başarmıştır.
Tabi bu tür bir yaklaşımı ve mevcut sınırları zorlayan yaşam tarzı başına üzücü şeylerin gelmesine de neden oldu. Fakat ilginçtir HIV pozitif olduğu öğrenildiğinde, fotoğraflarının maddi değeri şaşırtıcı seviyelere ulaştı. Aralık 1988'de fotoğraflarının her biri 500.000 dolara alıcı bulabiliyordu.
Galeri Nev İstanbul da böylesi ünlü ve kendi dönemi için her açıdan önemli bir fotoğrafçının yirmi altı değişik karesini sergiledi. Bu sergide de yine Yunan heykellerini andıran bir estetikte siyahi erkek vücutlarıyla Patti Smith, Lisa Lyon, Isabella Rossellini, Luise Bougeouis gibi isimler başta olmak üzere kendi portreleri gösterildi. Neden, bilemiyorum; sergide oto portrelerinden birinde transseksüel bir halde görülen Mapplethorpe ‘un o çok ses getiren sado-mazoşist pornografik çalışmalarına yer verilmemiş.
Bu sergi hakkında sonuç olarak; 2011’e başlangıç için oldukça iddialı ve ilgi çekici bir sanat olayı diyebiliriz.